İnceleme: Kadim Gültekin (Xasiork Dergi Yaz 2008 Sayısı'nda Yayınlanmıştır - XK DERGİ YAZ 2008)
Türkiye’de bilimkurgu edebiyatı henüz yer edinememiş, çok fazla örneğine rastlamadığımız bir tür. Aslına bakılırsa sorun, fantastik edebiyatta olduğu gibi birilerinin yazacak gücü bulamaması veya yazmaktan kaçınması değil, yazdıktan sonra üretimlerin değer görmemesi. Okur hâlâ bu türlerde yabancı yazarların önüne geçemeyeceğimizi düşünüyor. Yayınevleri de öyle…
Selim Yeniçeri’nin Kralların Yolu isimli kitabı ise bilimkurgu ve fantezinin harmanlandığı, tüm önyargıları kıracak kudrette bir kitap. ‘2012 Destanı – 1. Kitap’ yazıyor üzerinde. Bu devamının olacağı yönünde bir sevince sevk ediyor insanı ama henüz 2012’nin ikinci kitabı çıkmadı.
Kralların yolu, yazarının 15 yıl boyunca zihninde pişmiş, beş kez baştan yazılmış, ince bir emekle dokunmuş bir kitap. Yaklaşık 500 sayfalık eser de zaten bu özeni açıkça yansıtıyor bizlere.
Hayatı Iskalamak Üzere Olan Bir Dahi; Rohan Yalvaç…
Kitap, başkarakterimiz Rohan’ın 1999 yılında Beyoğlu’nda gizemli bir kadınla karşılaşması ile başlıyor ve bu noktadan sonra on yıl kadar geriye gidiyor, ’99 yılı akşamına doğru bir yolculuğa çıkıyoruz. Artık Rohan’ı tanıma ve onun hayal dünyasına, yazarın hayal dünyası adım atma zamanı…
Genç dahi Rohan Yalvaç’ın hayattaki en büyük ideali ünlü bir rock yıldızı olmak. Ama rock müziğin henüz iyi bir yer edinemediği ‘90’lı yılların çetrefilli müzik dünyasında Rohan bu idealine erişmek için çok şey yapmak zorunda. Kitap genel olarak Rohan’ın albüm çıkarma sevdasının peşinde koşması çerçevesinde ilerliyor. Asıl kurgu da bunun etrafına kuruluyor. Müzik sisteminin zorluklarıyla boğuşan Rohan’ın tek derdi bu değil çünkü; engin hayal gücü ve hayal dünyasının küçük oyunları… Ya da binlerce yılın gizemini taşıyan gerçekler…
Sakin bir anlatıma ve insanı çabucak içine çeken sürükleyiciliğe sahip bir kitap Kralların Yolu. Resim bölümünde, insanlardan uzak ve kendi içine kapanık bir halde okuyan karakterimiz Rohan’ın iç dünyasını çok iyi sunuyor Selim Yeniçeri bizlere. Diğer karakterler de kurguya ustaca dahil edilmiş. Kitabın ilerleyen bölümlerinde parçalar yerli yerine oturunca, ayrıntıların gereksiz olmadığının farkına varıyorsunuz…
Fakültedeki genç hocası Rüya ile tanışınca yaşamı değişiyor Rohan’ın. Rüya Rohan’ı içinde bulunduğu buhrandan çekip çıkarmak için çabalarken arada duygusal bir bağ kuruluyor kısa sürede. Rohan hayatının aşkını bulmuş olmanın huzur yanında yaşadığı gizemli olaylarla ve albüm çalışmalarıyla boğuşmaya devam ediyor.
Kitaptaki temel nokta, Rohan’ın hayal gücünün oyunları olup olmadığı konusunda kısa bir çelişki yaşadığımız birtakım tuhaf olaylar. Kralların Yolu’nda yaklaşık 400 sayfa boyunca, Rohan’ın hayatının 10 yılını ve bu süreçteki gizemli, sürükleyici öyküyü okuyoruz. Ne var ki, bunca sayfa bize ancak asıl öykünün zeminini hazırlıyor ve yazarın kilit noktaları ikinci kitaba sakladığının sinyallerini veriyor. Derken son elli sayfada müthiş bir öykü sunuyor Selim Yeniçeri bize; Binlerce yılın, Atlantis’in, Tigerianlar’ın ve Rohan’ın öyküsü…
Şüphesiz ki, vurucu bir sona sahip kitap. Son sayfalarda, Rohan’la birlikte geçmişi izliyoruz. Nuh Tufan’ından, kayıp uygarlıklara; uzak gezegenlerden, ışık savaşçılarına kadar uzanan, her satırı incelikle dokunmuş bir hikâyeye katılıp gidiyorsunuz okurken. Serinin altyapısını oluşturan bu bölüm, yazarın hayal gücünün vardığı noktayı bize gösteriyor…
2012 Destanı’nın birinci kitabı olan Kralların Yolu Türk fantezi ve bilimkurgu edebiyatı adına umut verici bir eser. Ne var ki, bu güzide eser de istenilen yere gelemedi ve ülkemizde önyargılar hâlâ kıralamadı…